Dağların ardında güneş kaybolurken, gökyüzü mora ve kızıla büründü. Eski Japon inançlarında günün bu saatine Oumagatoki, yani “Yokailerle Karşılaşma Vakti” denirdi. Işık ile karanlığın, insan dünyası ile ruhlar aleminin birbirine karıştığı o ince çizgide, genç Kenji büyükbabasının peşinden ulu çam ağaçlarının arasındaki taş merdivenleri tırmanıyordu.
Gittikleri yer, köylerinin hemen yukarısında bulunan eski bir Şinto tapınağıydı. Hava soğumaya başlamış, ormanın içinden garip fısıltılar ve çıtırtılar yükselir olmuştu. Kenji adımlarını hızlandırıp büyükbabasının cübbesinin ucundan tuttu.
“Büyükbaba,” diye fısıldadı Kenji, karanlık ormana ürkek bir bakış atarak. “Gerçekten de karanlık çöktüğünde canavarlar uyanır mı?”
Doğanın Kutsal Nefesi: Kamiler
İhtiyar adam durdu, yüzünü ormanın derinliklerine doğru çevirdi ve derin bir nefes aldı. Yüzünde korkudan çok, derin bir saygı vardı.
“Bizim dünyamız sadece insanlara ait değildir, Kenji. Bak, şu devasa sedir ağacına… Yapraklarını titreten rüzgara… Dağdan süzülen berrak suya… Bunların hepsinde Kamiler yaşar. Onlar, evrenin ve doğanın kutsal ruhlarıdır. Kamiler bizi korur, toprağa bereket verir ve yaşamın döngüsünü sağlarlar. Biz onlara saygı duyduğumuz sürece, onlar da bize şefkat gösterir.”
Kenji başını salladı ama aklı hala gölgelerdeydi. “Peki ya şemsiyeye benzeyen yaratıklar? Nehirde çocukları bekleyen yeşil canavarlar?”
Gölgelerin Yaramaz Çocukları: Yokailer
Büyükbabanın dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi, meşalesini biraz daha yukarı kaldırdı.
“Ah, sen Yokailer‘den bahsediyorsun. Nehirdeki Kappa‘dan, uzun burunlu dağ cinleri Tengu‘lardan, hatta yüz yıl kullanıldıktan sonra ruh kazanan eski eşyalardan, yani Tsukumogami‘lerden… Onlar Kamiler kadar yüce değillerdir. Bazen yaramaz, bazen ürkütücü, bazen de tehlikelidirler. Ancak onlar da bu dünyanın bir parçasıdır. Doğanın dengesinin bozulduğu, insanların kibirlendiği ya da eşyalarına saygısızlık ettiği yerlerde ortaya çıkarlar. Bir Yokai’den korunmanın en iyi yolu, evrendeki her şeye – eski bir süpürgeye bile – saygıyla yaklaşmaktır.”
Dengeyi Sağlayan Ritüel
Tapınağın kırmızı Torii kapısına vardıklarında, ruhlar alemine adım attıklarını ikisi de hissetmişti. Büyükbaba, tapınağın girişindeki taş su kurnasına (Chozuya) yaklaştı. Tahta bir kepçeyle su alıp önce sol elini, sonra sağ elini yıkadı. Ardından avucuna döktüğü suyla ağzını çalkalayarak ruhunu ve bedenini arındırdı. Kenji de onu dikkatle taklit etti.
Ana sunağın önüne geldiklerinde, büyükbaba tapınağın kalın hasır ipine bağlı büyük çanı salladı. Çanın tok sesi, ormanın derinliklerinde yankılandı; bu, Kamiler’e ‘Biz buradayız’ demenin yoluydu.
Büyükbaba kutuya bozuk para atarak sunusunu yaptı. Sonra torununa döndü:
“İki kez eğil, iki kez el çırp ve dualarını ilet. Sonra bir kez daha eğil.”
İki el şaklaması, gecenin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Bu ritüel, gölgelerde gizlenen Yokaileri uzak tutarken, Kamilerin kutsal ışığını üzerlerine çekti. Kenji gözlerini kapatıp doğaya, ailesine ve köylerine huzur vermesi için dua etti.
Aşağıya, köye doğru dönüş yoluna geçtiklerinde, orman artık Kenji’ye korkutucu gelmiyordu. Karanlığın içinde sallanan bir dalın veya parlayan bir ateş böceğinin, ya onlara göz kulak olan bir Kami ya da saklambaç oynayan yaramaz bir Yokai olduğunu biliyordu. Dünyanın bu gizemli ruhlarla ne kadar muazzam bir denge içinde olduğunu anlayan Kenji, gecenin sessizliğini bir gülümsemeyle kucakladı.

