Hepimiz zaman zaman başımızı yastığa koyduğumuzda o büyük ve gizemli soruyu düşünmüşüzdür, değil mi? “Ölümden sonra bizi ne bekliyor? Acaba o tarafta neler oluyor?” İnsanlık tarihi boyunca cevabı en çok aranan bu soruya, geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’dan gelen tüyler ürpertici ama bir o kadar da umut dolu bir hikaye yepyeni bir pencere açtı.
Bugün sizlere, kalbi duran, doktorların tıbben “öldü” teşhisi koyduğu ve saatler sonra mucizevi bir şekilde hayata tutunan Şanlıurfalı bir teyzemizin anlattıklarından bahsetmek istiyorum. Çayınızı, kahvenizi alın; çünkü bu hikaye hayata bakış açınızı biraz değiştirebilir.
O Karanlık Ama Huzurlu Tünel
Olayın şoku atlatıldıktan sonra, yeniden nefes almaya başlayan kadının anlattıkları gerçekten inanılmaz. Kendisi ölüm anını bir acı veya korku olarak değil, tam tersine “tarifsiz bir hafifleme” olarak tarif ediyor. Bedeninden ayrıldığını hissettiği o ilk anları şöyle anlatmış:
“Sanki ağır bir kışlık montu üzerimden çıkarıp atmışım gibi hissettim. Bütün ağrılarım, yorgunluğum bir anda bitti. Karanlık ama beni hiç korkutmayan, aksine huzur veren bir tünelin içine doğru çekildim.”
“Sıcak, Sevgi Dolu Bir Işık ve Eski Dostlar”
İşin en can alıcı noktası ise tünelin ucunda gördükleri… Kadın, tünelin sonunda dünyadaki hiçbir ışık kaynağına benzemeyen, göz almayan ama her yeri aydınlatan muazzam bir ışık gördüğünü söylüyor. Daha da güzeli, bu ışığın içinde yıllar önce kaybettiği anne babasını ve çok sevdiği akrabalarını görmüş.
Anlattıklarına göre, aralarında bir konuşma geçmemiş ama kalpten kalbe bir iletişim hissetmiş. “Orada zaman yoktu, dert yoktu. Sadece koşulsuz bir sevgi ve aidiyet duygusu vardı,” diyor. Dinlerken insanın içinin ısınmaması elde değil, öyle değil mi?
“Henüz Senin Vaktin Gelmedi…”
Tam o huzura alışmışken, ruhunu o sıcaklığa teslim etmişken birden görünmez bir engel hissetmiş. Şefkatli ama bir o kadar da otoriter bir his (ya da bir ses) ona şöyle demiş: “Senin daha yapacak işlerin var, henüz vaktin dolmadı. Geri dönmelisin.”
Ve işte o an… Kendini aniden o derin huzurdan, dünyevi bedeninin ağırlığına ve hastane odasının o soğuk atmosferine geri dönmüş olarak bulmuş. Gözlerini açtığında başucunda ağlayan evlatlarını, şaşkınlık içindeki doktorları görmüş.
Bu Hikaye Bize Ne Söylüyor?
Sevgili dostlar, bilim insanları bu tür olaylara “Ölüme Yakın Deneyim” (Near Death Experience) diyor ve beynin oksijensiz kaldığı anlarda salgıladığı kimyasallarla açıklıyor. İşin spiritüel ve inanç boyutu ise çok daha derin. Ancak sebebi ne olursa olsun, bu teyzemizin yaşadıkları bize çok önemli bir şeyi hatırlatıyor:
- Hayat çok kısa: Ufak tefek dertleri gözümüzde büyütmememiz gerekiyor.
- Sevgi her şeyin ötesinde: Öte alemden bahsederken bile akılda kalan tek şey sevgi ve huzur oluyor.
- Nefes alıyorsak hala bir umut var: Demek ki bu dünyada yapacaklarımız henüz bitmedi.
Şanlıurfa’daki bu olay, ölümün aslında korkutucu bir son değil, belki de yepyeni ve huzurlu bir başlangıç olabileceğini fısıldıyor kulaklarımıza. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Böyle bir olay yaşasaydınız, hayata döndükten sonra ilk yapacağınız şey ne olurdu? Hepinize sağlıklı, sevdiklerinizle dolu, kıymetini bildiğimiz uzun ömürler diliyorum. Sevgiyle kalın!
