Selam dostlar! Bugün çayınızı, kahvenizi alın ve rahat bir yere geçin; çünkü size Anadolu’nun o sert soğuğuna inat, bağrında sımsıcak ve bir o kadar da gizemli hikayeler saklayan yiğidolar diyarı Sivas’tan duyduğunuzda tüylerinizi diken diken edecek bir olaydan bahsedeceğim.
Hepimiz biliriz, Anadolu’nun dört bir yanı yatırlarla, türbelerle, efsanelerle doludur. Hangi köye gitseniz, bir tepede yalnız başına duran bir mezar, o mezara çaput bağlayan teyzelerimiz ve dilden dile dolaşan bir “evliya” hikayesi bulursunuz. İşte Sivas’ın o güzel köylerinden birinde, yol çalışması nedeniyle taşınması gereken böyle bir mezarın açılmasıyla ortaya çıkanlar, hepimizin bildiği ezberleri bozacak cinsten.
Sıradan Bir Türbe Taşıma İşlemi mi?
Olayımız, köyün hemen girişinde yer alan ve yüzyıllardır “Garip Baba” adıyla anılıp hürmet edilen bir mezarın etrafında şekilleniyor. Köylüler yola çıkmadan önce bu mezarın başında dua eder, askere giden gençler buradan uğurlanırmış. Fakat gel zaman git zaman, bölgeden geçecek olan yeni bir yol projesi nedeniyle mezarın biraz daha tepeye taşınmasına karar verilmiş.
Başta köylüler bu duruma haklı olarak biraz tepki göstermiş, “Çarpılırız, yatırı rahatsız etmeyelim” demişler. Ancak yetkililer, saygı çerçevesinde, din adamları ve arkeologlar eşliğinde mezarı açmaya ikna etmiş herkesi. İşte ne olduysa, o ilk kazma vurulduktan sonra olmuş dostlar.
Mezardan Çıkan Akıl Almaz Gerçekler
Hadi gelin, o toprağın altından çıkan ve koca bir köyün, hatta kazıda bulunan uzmanların bile ağzını açık bırakan o gerçeklere beraber bakalım:
-
1. Yatır Sanılan Kişi Aslında Bir Kadın Savaşçı Çıktı!
Evet, yanlış duymadınız. Yüzyıllardır “Garip Baba” diyerek dua edilen o mezarın içinden, Selçuklu dönemine ait olduğu düşünülen, kemik yapısından ve yanındaki eşyalarından yola çıkılarak bir kadın olduğu anlaşılan bir beden çıkmış! Anadolu kadınının o destansı gücünü, Bacıyan-ı Rum (Anadolu Kadınlar Birliği) geleneğini bir kez daha gözler önüne seren bu detay, herkesi şok etmiş. -
2. Bedene Saplı Duran Bir Ok Ucu ve Aşk…
Mezardaki kadın savaşçının göğüs kafesinde, ona muhtemelen şehitlik mertebesini getiren paslanmış bir ok ucu bulunmuş. Ama asıl yürek burkan detay şu ki; elleri, göğsünün üzerinde işlemeli, küçük ahşap bir kutuyu sımsıkı tutar şekilde yerleştirilmiş. Kutunun içinden ne çıksa beğenirsiniz? Kendisine ait olduğu düşünülen bir tutam saç ve kök boyasıyla yazılmış, zamanla silikleşmiş eski bir mektup parçası… Vatanı için savaşırken sevdiğini kalbinde taşıyan bir Anadolu kadını… İnsan düşünmeden edemiyor, değil mi? -
3. Üç Katmanlı Tarih!
Uzmanlar mezarı biraz daha derinleştirince akıllara durgunluk veren bir başka gerçekle karşılaşmışlar. Kadın savaşçının mezarının tam altında, Roma dönemine ait bir başka asker mezarı daha bulunmuş! Sanki tarih, vatanı için can verenleri aynı toprağın altında, aynı hizada, asırlar arayla bir araya getirmiş gibi. Tesadüfün böylesine ancak Sivas gibi binlerce yıllık medeniyetlere beşiklik etmiş bir şehirde rastlanır sanırım.
Tarihimize Bir Kez Daha Aşık Olmak…
Sevgili okurlarım, düşünebiliyor musunuz? Yıllarca önünden geçerken Fatiha okuduğunuz, bir dede, bir derviş yattığını sandığınız toprağın altında, göğsünde ok ucuyla uyuyan kahraman bir kadın yatıyor. Hem de asırlar öncesinden günümüze sessiz bir mesaj göndererek…
Bu olay bana şunu hatırlattı: Üzerinde yürüdüğümüz bu topraklar gerçekten ama gerçekten çok kıymetli. Attığımız her adımda, sıradan gördüğümüz her taşın altında, dinlemeyi bilirsek bize anlatılacak koca bir destan var. O mezar şimdi köyün daha güzel, daha manzaralı bir tepesinde. Ama artık “Garip Baba” olarak değil, “Garip Ana” ya da köylülerin yeni deyişiyle “Yiğit Bacı” olarak ziyaret ediliyor.
Eğer bir gün yolunuz Sivas’a düşerse, o meşhur soğuğunu yüzünüzde hissederken, ayak bastığınız toprağın altında yatan bu gizemli ve bir o kadar da samimi hikayeleri aklınıza getirin. Kim bilir, belki rüzgar size hiç duyulmamış başka bir efsaneyi fısıldar.
Sağlıcakla, tarihle ve sevgiyle kalın dostlar…
